Ana Sayfa


Sonbahar Logosu Ana Sayfaya Gidin Ekibimiz Forum Kuralları Arama
Geri Dön   Dostun Sayfasi > Serbest Bölge!

Serbest Bölge! Kategorize edemediğiniz her telden konuyu bu başlık altında tartışabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Bu Konuda Ara Modları Göster
Eski 21-04-2007, 16:34   #1
Dost
Cemo_62 - ait Avatar
Üyelik Tarihi: Oct 2006
Bulunduğu Yer: Belcika / Verviers,,,
Mesajlar: 131
Tesekkür: 19
17 mesajina 31 kez tesekkür edildi
 Cemo_62 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Tanımlı 1 Mayis Taksim

1 MAYIS TAKSİM
siteadi.com - 1 Mayis Taksim
1976-1977-1978 ... 1988-1989-1990

Bölüm: 1

Bu tarih 1886'ya kadar uzanıyor. Bu gelenek, 1887'de idam sehbasında "Sessizliğimizin bugün boğduğunuz seslerden daha güçlü olacağı gün de gelecektir" diyen işçi önderi August Spies'e, boynuna ilmik geçirilmişken "Yaşasın işçiler" diye haykıran Adolf Fischer'e kadar uzanıyor.
Bu tarihte, Anadolu'da ilk kez, 1905 yılında 1 Mayıs'ı İzmir'de kutlayan işçiler var. 1920'de emperyalizmin işgali altındaki İstanbul'da işgal yönetimine karşı bağımsızlık için yürüyen işçiler var. 1922 1 Mayıs'ında Mersin Limanı'na demirleyen Fransız donanmasına karşı yapılan gösteriler ve duvarlara yazılan "Yaşasın 1 Mayıs, Kahrolsun Emperyalizm" yazıları var...
Fakat biz bu yazı dizimizin çerçevesini o kadar geniş tutmayacağız. Bu yazı dizimizde, Taksim'le sınırlayacağız kendimizi. Ülkemizdeki 1 Mayıs mücadelesinin "kalbi" haline gelen Taksim!
Bu anlamda da Taksim'de büyük gösterilerin, büyük katliamların olduğu veya Taksim'deki işgali kırmak için çatışmaların yaşandığı yılları ele alacağız. 1976, 1977, 1978, Taksim'in "1 Mayıs Alanı!" olduğu yıllardır. 1988, 1989, 1990 ise, aradan yirmi yıl da geçse, işçi sınıfının, bütün emekçilerin ve devrimcilerin bu tarihsel alanı unutmadıklarını ortaya koydukları ve 1 Mayıs'ın yeniden kazanıldığı yıllardır.
Tüm öteki yıllarda da 1 Mayıslar nerede ve nasıl kutlanırsa kutlansın, herkesin gönlündeki 1 Mayıs Alanı, yine Taksim'di.
Sözünü ettiğimiz yıllar ise, 1 Mayıs kavgasının yalnız gönüllerde değil, fiilen de Taksim'de odaklandığı yıllardır.
Peki neden Taksim?
Bu soru da çok soruldu yıllar boyunca. Meselenin özünü atlayanlar, bir meydan için bu kadar mücadeleye değer mi dediler. Sorunun sınıflar mücadelesi içindeki yerini çarpıtıp "işçilerin derdi hangi meydana çıkılacağı değil" türünden söylemler geliştirdiler... Fakat kim hangi teoriyi geliştirirse geliştirsin, Taksim, işçi sınıfının tarihsel "1 Mayıs Alanı" olarak yerinde duruyordu. İstanbul'un orta yerinde adeta gerçek sahiplerini bekliyor, her yıl, her gün işçi sınıfına, Türkiye devrimci hareketine bitmeyen, ısrarlı davetini tekrarlayıp duruyordu.
Elbette, mesele dün de bir "meydan" meselesi değildi, bugün de. Mesele, sınıf mücadelesini geliştirme, büyütme meselesidir. Mesele, sınıfa, sınıf bilinci verme meselesidir. 1 Mayıs meselesi, alanıyla, sloganlarıyla, pankartlarıyla, enternasyonaliyle ve tüm diğer sembolleriyle, halkın oligarşiye karşı mücadelesi meselesidir.
Sınıf mücadelesi, bazen belli simgelerde somutlanır. O simge, bazen bir slogan olabilir, bazen bir söz, bazen bir kişi, bazen bir tavır, bazen bir şehir, bazen şehrin bir alanı... Taksim işte böyle simgelerimizden biridir.

76'dan önceki 50 yıl!

1920'li yılların başları, bilindiği gibi, yeni Cumhuriyet'in şekillenme dönemidir. Hak ve özgürlüklerin sınırlarının, devlet geleneklerinin, demokrasinin nerde başlayıp nerde biteceği(!)nin belirlendiği bu yıllarda ne yazık ki, her şey halkın, emekçilerin aleyhine şekillenmekteydi. Yalnızca 1 Mayıs'a bakacak olsak bile, bunu görmek mümkündü.
1923 Şubat-Mart ayında toplanan İzmir İktisat Kongresi, 1 Mayıs'ı işçi bayramı olarak kabul etti. Ne var ki, kısa sürede görüleceği gibi bu kabul, pek de içten bir kabul değildi. 1924 1 Mayıs'ında Ankara'daki işçi yürüyüşüne, aydınların, esnafların da katılması, oligarşi için "tehlike çanı" olarak kabul edildi ve 1 Mayıs'ı tutuklamalar, "Amele Teali Cemiyeti" gibi işçi örgütlerinin kapatılması, sosyalist gazete ve dergilerin yasaklanması izledi. Ama bunlar daha büyük bir baskı dalgasının sadece habercisiydi.
1925'de çıkarılan Takrir-i Sükun Yasası'yla artık sosyalistlere, Kürtler'e ve her türlü muhalif örgütlenmeye karşı tam bir baskı dönemi başlıyordu. Buna rağmen 1926'da ve 1927'de 1 Mayıs, kutlanmaya devam etti.
1927 1 Mayıs'ı "İkdam" adlı gazetede şöyle yeralmıştı: "İki bine yakın işçi işini terketti ve Teali binasında toplanarak hep birlikte meşhur şair Nazım Hikmet' in yazıp bestelediği işçi türküsünü söylediler."
Fakat egemenler o türküyü susturmak istiyorlardı. Bunun için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ve bu baskıların sonucunda 1927 1 Mayıs'ı, çok uzun bir dönem için "son kitlesel 1 Mayıs kutlaması" olarak kaldı.
Sözünü ettiğimiz bu "çok uzun dönem", öyle üç beş yıl değil, tam 50 yıl sürdü.
Peki bu 50 yıl boyunca hiç mi gündemde değildi 1 Mayıs?
Elbetteki hayır! Ne işçi sınıfı unuttu 1 Mayıs'ı, ne sosyalistler, ne de oligarşi...
Gerek işçiler, gerek aydınlar, dar özel toplantılarda kutlamaya devam ettiler 1 Mayıs'ı. Bildiriler dağıttılar, o bildirilerden yargılanıp hapisler yattılar. Oligarşi de hiç unutmuyordu. Bu nedenle hemen her 1 Mayıs öncesinde sosyalistlerin bir kısmı gözaltına alınıyor, 1 Mayıs günü hücrelerde tutuluyorlar, daha sonra salıveriliyorlardı. Polisin veya "MİT'çi"lerin her 1 Mayıs öncesi sendikacıları tehdit etmesi de vakayi adliyedendi.
Kitlelerin meydanlara çıkmadığı o yıllarda da oligarşinin 1 Mayıs korkusu sürmekte; bunun için de 1 Mayıs konusunda demagojilere, manevralara devam edilmektedir.
Normal olarak düşünüldüğünde, işçilerin 1 Mayıs'ı kitlesel olarak meydanlarda kutlaması, o günlerde grev yapması gibi bir durum olmadığına göre, oligarşi için de korkulacak bir şey olmasa gerektir... Ama öyle değildi işte. Korkuyordu oligarşi. Burjuvazi, bu durumun geçici, sınıf mücadelesinin ise kalıcı olduğunu biliyordu. Bu yüzdendir ki, mesela, 1 Mayıs'ın "bahar ve çiçek bayramı" ilan edilmesi, mesela "24 Temmuz"un işçi bayramı olarak ilan edilmesi, hep bu "çok uzun" sessizlik döneminde gündeme geldi.
Özellikle 1950 başlarından itibaren sendikalar gelişip yaygınlaşmaya başlamıştı. Ancak gelişen bu sendikal hareketin başını "Amerikan sendikacılığının ülkemizdeki temsilcisi" sıfatıyla kurulan Türk-İş çekiyordu. Türk-İş de, bırakın 1 Mayıs'ı kutlamayı, tersine işçi sınıfına 1 Mayıs'ı unutturmak konusunda patronlarla ve devletle ittifak halindeydi. Bu nedenle, 1963'de Toplu İş Sözleşmesi, Grev, Lokavt ve Sendikalarla ilgili yasaların yürürlüğe giriş günü olan 24 Temmuz'u, "işçi bayramı" olarak kutlamak, Türk-İş'in uzun yıllar savunduğu politika oldu. Fakat gerçek şu 24 Temmuz'u ne oligarşi, ne de Türk-İş, ki, işçi sınıfına benimsetemedi. İşçiler o günü bir "bayram" olarak görmediler hiçbir zaman.
Sınıf mücadelesini enternasyonalist muhtevasından koparmak için atılan bu suni maya tutmadı.
Tutmadı çünkü, gelişen devrim ve sosyalizmdi. 1960'lı yıllarda Amerikancı sendikaların değil, devrimin rüzgarı esiyordu. 1 Mayıs'ın alanlarda kutlanamadığı çok uzun dönem, aslında ülkemizde devrimin kendi safralarını atıp, ağır ama sağlam adımlarla yürüyüşünü hızlandırdığı bir dönemdi...

1976

1 Mayıs açısından bu "çok uzun" dönem, 1976'da sona erdi. 1976 1 Mayıs'ı, "50 yıl aradan sonra kutlanan ilk kitlesel 1 Mayıs" diye adlandırılır. Öyledir de. Fakat 50 yıl aradan sonraki bu çıkış, gerçekte 60'lı, 70'li yıllar boyunca gerçekleşen devrimci çıkışın doğal bir sonucuydu. Başka bir deyişle, bu yılların birikimlerinin meydanlarda 1 Mayıs'ı sahiplenmeye dönüşmesiydi.
Tabiat ananın süreçlerine de benzetebiliriz bu gelişmeyi: 1970'lerin başında sağlanan devrimci kopuşun ardından, toprağın altında sürgün veren kökler, toprağı çatlatarak yeryüzüne çıkıyor ve büyüyen fidanlara dönüşüyordu.
1960'ların ikinci yarısı boyunca devrim mücadelesinin gelişmesi, kendini sadece üniversitelerde değil, her alanda gösteriyordu. Devrimci gelişmenin işçi sınıfı özelindeki göstergesi, 1967'de DİSK'in kurulması oldu. İşçi sınıfı, bu devrimci gelişme içinde 15-16 Haziranlar'ı yaratacak bir örgütlülüğe ve militanlığa ulaştı. 12 Mart darbesinden işçi sınıfı ve sendikacılar da payını aldı. Ama devrimcilerin önderliğindeki direniş, moral olarak her kesimi olduğu gibi, işçi sınıfını da ayakta tuttu. Devrimci gençliğin daha 1973'ten başlayarak yeniden devrimci mücadeleyi geliştirmeye girişmesi, işçi sınıfın da da yankısını buldu. Kısacası, 12 Mart'la kesintiye uğrayan devrimci gelişme, şimdi daha kitleselleşerek devam edecekti.
Oligarşi bu gelişmenin karşısına Milliyetçi Cephe hükümetlerini ve faşist terörü çıkardı. 1976 1 Mayıs'ını mümkün kılan konjoktürel nedenlerin içinde faşist Milliyetçi Cephe iktidarının işçilerin, memurların ekonomik ve demokratik haklarına karşı bir saldırı hükümeti olması da vardı. Türk-İş'in patronlarla ve faşist MC'yle "uzlaşma" içindeki tavrı karşısında, DİSK, işçiler için tek alternatif durumundaydı. DİSK, bu koşullarda giderek çekim merkezi haline geliyor, DİSK bünyesinde işçi direnişleri yaygınlaşıyordu.
Devrim ve sosyalizm rüzgarının gücü ve bütün bu sayılan gelişmelerin sağladığı kendine güven sonucu, DİSK, 1 Mayıs'ı 50 yıl sonra alanlarda kutlama kararı aldı.
Daha Mart ayından başladı hazırlıklar. DİSK Başkanlar Konseyi'nin 31 Mart-2 Nisan günü yaptığı toplantıda karar netleştirildi ve Yürütme Kurulu'nun karar defterine şu tarihi satırlar yazıldı:
"Madde 1 - 1 Mayıs'ın bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlanması nedeniyle, Türkiye'de de... 1976'dan itibaren 'İşçi Dayanışma Günü' olarak kutlanmasına..."
Aynı toplantının tutanağında yeralan kararlardan biri de, 1 Mayıs'ın toplu sözleşmelerin temel maddelerinden biri haline dönüştürülmesiydi:
"Bundan böyle 1 Mayıs'ın her yıl İşçi Bayramı olarak kutlanabilmesi amacı ile üye sendikalarımızın yapacağı toplu sözleşmelere aşağıdaki maddenin konulmasına.
Madde - a) 1 Mayıs genel tatil günü, diğer bütün dünya ülkelerinde de olduğu gibi İŞÇİ BAYRAMI olarak kutlanabilmesi amacı ile işyeri tatil yapılır ve herhangi bir nedenle işçi çalıştırılamaz.
b) 1 Mayıs'ın arifesi olan 30 Nisan günü saat 12.00 den sonra işyerinde ücretli tatil yapılır. Bu güne ait işçi ücretleri herhangi bir nedenle kesilemez.
c) 1 Mayıs İşçi Bayramı için, Nisan ayının ikinci yarısı içinde işçiye 500 TL. (1.000 - TL.) tutarında bayram ödeneği verilir."
Bu kararların altında DİSK Genel Başkanı olarak Kemal Türkler'in imzası vardı.
DİSK, 50 yıl sonra yeniden kitlesel olarak kutlanacak olan 1 Mayıs'ın adına layık olması için İstanbul duvarlarını afişlerle donattı, komiteler oluşturdu, diğer demokratik kitle örgütleriyle toplantılar yapıldı.
Hazırlanan 1 Mayıs broşürünün Önsöz'ünde de şöyle deniyordu: "1976'nın 1 Mayıs'ı sosyalizmden yana değişen bir dünyada kutlanacak Türkiye işci sınıfını 1 Mayıs'tan koparmak, emek dünyasından koparmak demektir. Kimsenin gücü yetmez buna. 1 Mayıs grev değildir. 1 Mayıs tüm dünya emekçilerinin uluslararası birlik ve dayanışmalarını gösterdikleri günüdür."
1 Mayıs 1976'nın motivasyon kaynaklarından biri de dünyada ve ülkemizde devrim ve sosyalizmin yükselişiydi bir bakıma. Önsözün gösterdiği buydu.
Önsöz, şu satırlarla devam ediyordu:
"1 Mayıs, birleştiğinde dünya emekçilerinin yenilmez gücünü burjuvaziye dayattığı ve tüm çalışanlara örnek olduğu bir gündür. 1 Mayıs 'bahar ve çiçek bayramı' değildir. O gün kırlarda eğlenmeyi, çiçek toplamayı biz burjuvaziye ve sınıf uzlaşmacı sendikalara, Türk-İş'e bırakıyoruz."
Öyle yapıldı... O gün Türk-İş'in nerede olduğunu artık kimse hatırlamıyor. Ama Taksim, tarihin hafızasında halâ tüm canlılığıyla duruyor. Nasıl durmasın;
O gün, ülkemizde ender görülen bir kalabalık, ender görülen bir kızıllık içinde, büyük bir coşkuyla ayaktaydı.
İşçiler, gençler, gecekondulular, esnaflar, Edirnekapı, Saraçhane, Zeytinburnu, Fikirtepe, Üsküdar, Aksaray, Eyüp gibi merkezlerde buluşup, uzun yürüyüşlerle ya doğrudan Taksim tarafında, ya da ilk toplanma yeri olarak belirlenen Beşiktaş'a aktılar...
Beşiktaş'ta kitle büyüdükçe büyüyordu. Oligarşinin polisi de, katılanların kendileri de şaşkındılar aslında biraz. Çünkü kimse bu kadar bir katılım beklemiyordu. Kitlenin sayısına dair tahminler önce onbini, ardından yirmibini dile getirirken, sonra artık tahminlerin ötesine geçti kalabalık... 12 Mart'tan sonra ilk kez bu kadar büyük bir kitle toplanıyordu. Beşiktaş'tan kortejler oluşturularak Dolmabahçe yoluyla Taksim'e yürünmeye başlandığında, kitlenin sayısı yüzbine yakındı. Taksim'deki katılımlarla birlikte yüzbini aştılar.
Mitinge 30'un üstünde örgüt katılmıştı. Onlardan biri de Devrimci Gençliğin kitle örgütü İYÖKD'dü. İYÖKD'ün alandaki varlığı Kızıldere'nin direniş ruhunu taşıyıp devrim bayrağını dalgalandıranların varlığı demekti. İYÖKD, alana Türkiye devriminin şehitlerinin resimleriyle ve "Tek Yol Devrim" sloganıyla girdi. Bu giriş, Yüzbine yakın emekçinin alkışları altında gerçekleşti. Çünkü onların oradaki varlığı, devrimcilerle, gençlikle işçilerin birlikteliğinin bir ifadesiydi. Ve "Tek yol devrim" sloganı, bu birlikteliğin ortak idealiydi.
2 Mayıs 1976 tarihli Hürriyet'te, 1 Mayıs yürüyüş kollarında şu sloganların atıldığı yazılıydı:
"Faşistlere ölüm", "Sömürü düzenine paydos", "Kürt halklarına özgürlük", "Katil MC iktidarı", "İşçi aydın elele", "Tüm işçiler birleşin", "Sosyalist Türkiye"...
2 Mayıs tarihli Cumhuriyet de şu sloganları aktarıyor: "İşçiler birleşin, yerden yükselin", "İşçiyiz güçlüyüz, devrimde öncüyüz", "Bağımsız Türkiye", "İş, ekmek, hürriyet; sömürüye nihayet"!
Pankartlarda ise şunlar okunuyordu: "Giyinsek aç, yesek çıplak kalıyoruz", "Topraklarımızı ABD'ye değil yoksul köylüye verin", "Bugün milyonlarca işçi tek bir ses, tek bir yürek", "Analar doğurur faşistler öldürür."
Kemal Türkler, kürsüde yaptığı konuşmada özellikle "- Referandum hakkı yasalaşmalıdır. - Grev hakkına konan sınırlamalar kaldırılmalıdır. - İşçileri açlığa, sokağa atmak demek olan lokavt yasaklanmalıdır. - Genel grev ve dayanışma grevi hakkı yasalaşmalıdır. - Tüm çalışanlara grevli ve toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkı tanınmalıdır." talepleri üzerinde durdu.
Kitle sık sık "1 Mayıs 1 Mayıs / İşçinin emekçinin bayramı / Devrimin şanlı yolunda / İlerleyen halkın bayramı" marşını söylüyordu. Marş, henüz yeniydi, sözleri, Brecht'in oyunlaştırdığı Gorki'nin Ana romanından alınmıştı, müziğini ise Sarper Özsan yapmıştı. Hemen benimsendi, ki sonrasında da artık miting meydanlarının değişmeyen 1 Mayıs Marşı olacaktı.
-surecek-


Bir Mayıs İçin

Ey işçi!
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.
Sayınla edersin de "tufeyli'leri zengin,
Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?
Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
Lâkin seni fakr etmede günden güne berbâd.
Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden,
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden.
Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün,
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.
...
Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.
Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvettedir hak. Hakkını haksızlara anlat."

Yaşar Nezihe
(Yukarıdaki şiir, 1923 Haziran'ında "Aydınlık" Dergisi'nde yayınlandı. "Türkiye'de basılan ilk 1 Mayıs şiiri"dir. Bu dizelerin şairi, Yaşar Nezihe, yoksul bir kantarcının kızıdır ve kavganın içindedir.)

yuruyus dergisinden alintidir

  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
mayis, taksim

Konu Seçenekleri Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş arama yap
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:06 .
Telif Hakları vBulletin v3.8.4 © 2000-2020, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.

Modified by HAKANDOST

eXTReMe Tracker




Valid XHTML 1.0 Transitional


Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1